Bugün Türkiye ölçeğine baktığımızda 100 küsur siyasi parti kendi programını vatandaşa anlatarak iktidara gelme çabası içine girmiş olarak görüyoruz. Bu siyasal partilerin neredeyse tamamı kendisini demokrasi kahramanı göstererek vatandaşa özgürlükten, insan haklarından, kişi hak ve hürriyetinden, ekonomik ve sosyal eşitlikten dem vurarak demokrasiyi inşa edeceklerini parti programlarına yazmakla yetinmez, meydanlarda da nutuk haline getirirler.

Gerçekler böyle midir?

Elbette böyle değildir. Her parti kendi ideolojisi çerçevesinde demokrat, kendi ideolojisi çerçevesinde eşitlikçidir. Her parti kendi ideolojisini kabul eden yandaşına eşitlikçi davranır. Arabesk toplum inşa edildi. “Ya benimsin, ya da kara toprağın” şiarı ile vatandaşı kendinden olmaya zorlayan, kendine itaat etmeyenleri yok sayan bir anlayış ne yazık ki tüm partilerde kabul gördü. Halkın arasında yerel siyaset yapanlar bir süre sonra milletvekili veya değişik makamlara gelince kendilerini halktan kopartarak ilahi kudretlere sahip varlıklar görerek kendilerini o makamlara taşıyanları yok sayma girişimine kalktılar. Bu tutum ve davranış hemen her partide neredeyse alışkanlık haline geldi.

Demokrasi veya demokratlık böyle bir şey değildir. Gelişmiş batı ülkelerinde sorgulayan bir anlayış var. Bu sorgulayan, eleştiren anlayış batı demokrasisinin temel prensiplerinden olduğu için ülkenin gelişmişlik düzeyi apaçık ortaya çıkıyor. Sorgulamadan itaat etmek ortaçağ mantığı olduğunu hala kabullenemiyor, sorgulayanları ise hain ilan ediyoruz. Asıl sorun bu olsa gerek.

Siyasal partilerin örgüt yapıları demokrasinin önünde engel teşkil ediyor. Delege sistemi ile aşağıdan yukarıya seçilerek tepe yönetimi oluşturulur mantığı kabul görse de, bu mantık sadece kâğıt üzerinde işliyor. Kongrelerde tepe yönetimler alt kademelerde kimlerin olmasına karar vererek onların gelmesi için görevlendirdikleri memurlar tarafından gerekli hamleler yapılarak kendilerine oy verecek kurultay delegeleri seçtirilip bu mantık ile iktidarlarını koruyor. Tüm sağ ve sol partiler aynı mantığı devam ettirerek yoluna devam ediyor.

Türkiye’de iktidar veya muhalefet parti ayrımı yapmadan baktığımızda kim genel başkan olursa o koltuktan bir daha kalkmak istemiyor. Kim milletvekili olursa o ile hâkim olmak ve tekrar seçilmek uğruna atmadığı takla kalmıyor. Delege sistemi bunun önünü açıyor.

Siyasal partilerin bazıları bu uygulamadan rahatsız olduğunu söylese de, yine kendileri aynı uygulamayı devam ettirerek kendi iktidarlarının devamını sağlıyor.

Delege sistemi yerine tüm üyeler ile yapılacak seçimler olmuş olsaydı bugün ülkenin kaderi daha başka olur, ön seçimler uygulanmış olsaydı birçok milletvekili veya belediye başkan veya meclis üyeleri listelerin en alt sıralarında bile kendilerine yer bulamayacaktı. Belki de topumda karşılığı olmadığını bilerek aday dahi olmayacaklardı. Oysa delege sistemi ile önce seni seçecek insanları yine sen belirliyorsun, sonra senin seçtiklerin dönüp mecburen seni seçiyor. Bu kısır döngü devam ettikçe iktidar devam ediyor. Bunun adı “demokrasimsi” yönetim şeklidir.

Demokrasiyi bir iki satırlık yazıyla elbette anlatmak mümkün değil. Demokrasiyi sadece demokratik olduğunu söyleyen siyasal partilerin yine demokratik olması gereken kendi iç yönetimlerinin işleyişi açısından bakmak istedik. Siyasal partilerimiz ülkenin aynası olduğu için, kendi içinde demokrasiyi ne kadar uyguladıklarını irdeledik.  Demokrasiye çok da inanmayan bir toplum olduğumuz yadsınamaz bir gerçek olduğundan bu çarpık yapıları da kabullenmemiz kadar doğal bir şey olmasa gerek.

Demokrasi, kime göre diye soralım!

www.bizimmeydan.com

Whatsapp Hattı >>
Yardıma mı ihtiyacınız var?
BİZİM MEYDAN | Canlı Destek
Merhaba,
Size nasıl yardımcı olabiliriz?